Yüksek Mahkeme Kararları

Tasarrufun iptali davasında varlığı zorunlu bulunan icra takibinin, dava tarihinden önce yapılmış olması bir zorunluluk olmadığından icra takibinin dava tarihinden sonra da yapılabileceği, önemli olan yargılama aşamasında borçlu hakkında yapılmış bir icra takibinin bulunması olduğu-

Davacı vekili, davalı borçlu B… Yapı Malzemeleri İnşaat San ve Tic Ltd.Şti’nin  alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı 34 HL 775 plakalı aracı 24.5.2005 tarihinde borçlu şirket ortağı davalı İbrahim Bektaşoğlu’na sattığını,borçlu şirket hakkında açılan tazminat davası sırasında şirketin tasfiyesinin gizlenerek şirket mallarının muvazaalı olarak devredildiğini, müvekkilinin alacağından hem Tasfiye Memuru E…’nun hem de davalı ihyası istenen borçlu şirketin müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek, davalı şirketin ihyasına, davalılar arasındaki 24.5.2005 tarihli araç satışına ilişkin tasarrufun iptaline, tasarrufun iptali neticesi elde edilecek meblağın takip konusu alacağı karşılamaması halinde davalı tasfiye memuru ile şirketin bakiye alacak miktarı ölçüsünde tazminatla sorumlu tutulmalarına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar E… ve İ.. vekili  davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacı tarafından borçlu şirket aleyhine açılmış bir dava olduğunun bilinmesine rağmen tasfiyenin kapatılarak şirketin ticaret sicilinden terkin edildiği gerekçesiyle şirketin ihyasına ilişkin davanın kabulü gerektiği, davacının açtığı tazminat ve alacak davası sonunda iş mahkemesi tarafından verilen kararın 17.11.2006 tarihinde kesinleştiği, ihyası istenen şirketin adına kayıtlı dava konusu aracı ise 24.5.2005 tarihinde sattığı, bu durumda satış işleminin yapıldığı tarihte doğmuş bir alacağın bulunmadığı, davacının alacağını ihya edilecek şirketten alıp alamayacağının henüz belli olmadığı, tasfiye memuru ve şirkete karşı açılmış tazminat davasının da dava tarihi itibarıyla yerinde olmadığı, davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle şirketin ihyasına ilişkin davanın kabulüne, diğer davaların reddine karar verilmiş; hüküm, davacı  vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 25.2.2010 tarih 2008/11387 Esas 2010 /2132 Karar sayılı ilamı ile şirketin ihyasına ilişkin hükmün onanmasına, tasarrufun iptali ile şirket ve tasfiye memurunun tazminatla sorumlu tutulmasına ilişkin davalarda ise, kendisine husumet düşen şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olması nedeniyle bu davalarda taraf olmasının  hukuken mümkün bulunmadığından bu davanın ihyaya ilişkin dava ile birlikte yürütülerek sonuçlandırılmasının doğru olmadığı, bu durumda mahkemece davacının açtığı tasarrufun iptali ve tazminat istemlerine ilişkin davaların ihyaya ilişkin davadan ayrılmasına karar verilerek ayrı ayrı esaslara kaydedilmesi ve ihya davasının sonucunun beklenerek şirketin ihya edilip tüzel kişilik kazandıktan sonra bu davaların sonuçlandırılması gerekirken anılan davalarda taraf teşkili tamamlanmadan hüküm tesisinin doğru olmadığı gereğine değinilerek hüküm davacı yararına bozulmuştur. Bozma ilamı üzerine tasarrufun iptali ve tazminat davası ihyaya ilişkin davadan tefrik edilmiş, mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, davalı şirketin tasfiye edilmiş olması nedeniyle geçerli bir takipten ve aciz halinden söz etmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle tasarrufun iptali istemine ilişkin davanın reddine, tazminat talebi yönünden ise talebin terditli olduğu, davadaki ilk ve öncelikli talebin tasarrufun iptali istemi olduğu,ancak ihya edilen şirket aleyhine ilamlı takip başlatılıp alacağın bu yolla tahsil olanağının kalmadığının ortaya çıkması halinde tasfiye memurunun sorumluluğunun ortaya çıkacağı, bu sebeple davalı şirket hakkında zaten alacağı tevsik eden ilam bulunduğundan yeniden hüküm tesisine gerek bulunmadığı, bu konuda hukuki yarar bulunmadığı, tasfiye memuru yönünden ise davanın zamansız açıldığı gerekçesiyle bu talebin de reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali ile tasfiye memurunun tazminatla sorumlu tutulması istemine  ilişkindir.

Limited şirketlerin tasfiyesinde, Türk Ticaret Kanununun 552. maddesi yollaması ile TTK’nun 441-450. maddelerinde düzenlenen anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümler uygulanır.  Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, limited şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır.  Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna  ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin  hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK’nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı). Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın limited şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir. TTK’nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır.  Somut olayda, davacı tarafından işçi alacakları yönünden İstanbul 8.İş Mahkemesine 5.2.2002 tarihinde açılan alacak davası 17.10.2006 tarihinde kabul edilerek kesinleşmiştir. Davalı borçlu şirket ise aleyhine açılan alacak davası devam ederken 31.12.2004 tarihinde tasfiye kararı almış gerekli ilanlardan sonra   9.3.2006 tarihinde tasfiye tescil edilerek 14.3.2006 tarihinde  Ticaret sicil gazetesinde  ilan  edilerek  davalı şirket sicilden terkin edilmiştir. Tasfiye memuru Ertuğrul Bektaşoğlu yetkilisi olduğu şirket aleyhine alacak davası açıldığından haberdar olması nedeniyle, “Şirketin henüz muaccel olmayan borçlarıyla münazaalı bulunan borçlarına tekabül edecek bir para dahi kezalik notere tevdi olunacağı” yönündeki TTK’nun 445/3. madde hükmü gereğince, belirtilen sair tedbirleri almak suretiyle tasfiyeyi gerçekleştirmesi  gerekirdi. Eksik işlemler neticesinde tasfiyenin hukuken sonuçlandığı kabul olunamaz. Ayrıca, tasfiye halinde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır. Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için davacı tarafından açılan dava 28.5.2008 tarihinde kabul edilerek 25.2.2010 tarihli ilamla onanmış 23.6.2010 tarihinde kesinleşmiştir.Davanın kabulünden sonra  davacı vekili 19.1.2009 tarihinde  Eyüp 2.İcra Müdürlüğünün 2006/5348 sayılı takip dosyasına başvurarak ihyasına karar  verilen borçlu Tasfiye Halinde B.. Yapı Malzemeleri İnşaat San.ve Tic Ltd Şti. ve temsilen tasfiye memuru E. adına icra emri gönderilmesini talep etmiş ;icra müdürlüğünce de talep doğrultusunda 21.1.2009 tarihli icra emri düzenlenmiştir.Ancak icra emrinde ihyasına karar verilen şirket yerine şirket ortakları İ. ve E.. borçlu olarak gösterildiğinden şirket ortaklarının icra emrinin iptali istemiyle açtıkları dava kabul edilerek 28.6.2011 tarihinde kesinleşen ilamla 21.1.2009 tarihli icra emirleri iptal edilmiştir.

Mahkemece davalı şirketin tasfiye edilmiş olması nedeniyle geçerli bir takipten ve aciz halinden söz etmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle tasarrufun iptali istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.

Tasarrufun iptali davasında varlığı zorunlu bulunan icra takibinin, dava tarihinden önce yapılmış olması bir zorunluluk olmadığından icra takibinin dava tarihinden sonra yapılmasının bir önemi yoktur. Önemli olan yargılama aşamasında borçlu hakkında icra takibinin varlığıdır.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.3.2012 gün ve 2012/17-25, 11/241sayılı kararı ve 15.H.D.18.11.2003 T.5510E-5515 K.sayılı kararları da aynı doğrultudadır.) Somut olayda, davacı alacağının kesinleşmiş (işçi alacağı)ilam alacağı olduğu,alacağın 30.11.2001 tarihli fesih ile doğduğu, borçlu hakkında 7.11.2006 tarihinde icra takibi yapıldığı, icra emrinin borçlu şirkete 14.11.2006 tarihinde tebliğ edildiği,borçlu şirket vekilinin 23.11.2006 tarihli mal beyanı dilekçesi ile borçlunun tasfiyesi ile 14.3.2006 tarihinde sicilden terkin edildiği ve malının olmadığının bildirilmesi üzerine davacı vekili tarafından 13.7.2007 tarihinde eldeki davanın açıldığı, borçlu şirketin ihyası ile birlikte 24.5.2005 tarihli tasarrufun iptali ve tasfiye memuru yönünden alacak davası açıldığı anlaşılmaktadır. Borçlu şirkete 14.11.2006 tarihinde tebliğ edilen icra emri, şirketin tebliğden önce 14.3.2006 tarihinde sicilden terkin edilmesi nedeniyle tüzel kişiliği kalmadığından geçersiz ise de; davacı vekili 19.1.2009 tarihinde  ihyasına karar verilen   borçlu şirket adına icra emri gönderilmesini talep ettiğinden icra müdürlüğünce şahısta hata yapılarak şirket ortaklarına icra emri göndermesi yerinde olmamakla ve ortaklar yönünden icra emirleri iptal edilmiş olmakla ;davacı vekiline icra dosyası üzerinden borçlu şirkete icra emri göndermesi için süre verilmesi, verilen süre içinde işlemin yapılması halinde davanın esasına girilerek  mevcut delillere göre  dava  konusu tasarrufun iptal şartlarının araştırılması, iptal davası sonucuna göre  de davalı tasfiye memurunun sorumluluğunun değerlendirilmesi ve  sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA…

  1. HD. 11.03.2013 T. E:2012/5718, K:3199